40 Yılda Bir Olur

Anasayfa Guncel Haber, spor 18 Nisan 2018 1828 Okunma
40 Yılda Bir Olur
Haberi Paylas

40 Yılda Bir Olu

Spor Toto Süper Lig’de bitime 5 hafta var, birinci ile dördüncü arasındaki mesafe sadece bir maçlık… Futbolun kalitesi tartışılabilir ama mücadele, rekabet ve yarışın heyecanı asla tartışılmaz. Futbol keyfi için bulunmaz bir fırsat son 5 haftada bizi bekliyor.

 

ŞANSAL BÜYÜKA İLE DOBRA DOBRA
İngiltere Premier Lig’de bitime haftalar kala “belli olan” gerçekleşti ve Manchester Cityşampiyon oldu. Almanya’da Bayern Münihvarken, bir başka takımın şampiyonluk şansı zaten yok. Bayern Münih yıllardır ambargo koyduğu şampiyonluğunu çoktan ilan etti. Fransa’da PSG de öyle… Ligi çoktan bitirdi. PSG’nin kendisini çok uzaktan da olsa takip eden en yakın rakibi Monaco’ya geride kalan hafta 7 gol atması, nasıl bir güç dengesi olduğunu ortaya koyuyor.
İspanya’da Barcelona çoktan şampiyon… Hollanda’da PSV şampiyonluğu ilan etti bile… İtalya belli değil ama, en yakın rakibine 6 puan fark atan Juventus henüz adı konmamış şampiyon gibi… Üstelik bu takımlarda, bu liglerde dörtlü-beşli zirve yarışı hiç olmadı. “Acaba mı?” soruları hiç yaşanmadı. Hemen hemen her ligde şampiyon adayları neredeyse rakipsiz gittiler ve işi bitirdiler.
Gölge düşürmeyin
Türkiye’de Spor Toto Süper Lig’de ise “40 yılda bir olur” denilen bir şampiyonluk yarışına tanık oluyoruz. Bitime 5 hafta var, birinci ile dördüncü arasındaki mesafe sadece bir maçlık… Yani sadece üç puanlık… Bu üç puanlık fark içinde dört şampiyon adayı var. Öyle ki birincinin dördüncü, dördüncünün birinci olma ihtimali bile var. Hadi mantık olarak bu hesap zor  diyelim ama matematiksel olarak var. Ciddi anlamda var.
Bizim ligde üç büyükler arasında yaşanan şampiyonluk yarışı özellikle son yıllarda bir takımın geride kalması ile iki takım arasında yaşanırken, bu sezon bu yarışı Başakşehir’in de katılmış olması, aralarında “yabancı” görmeye alışkın olmayan Galatasaray’ın, Beşiktaş’ın, Fenerbahçe’nin huzurunu kaçırdı. Ama futbolsever  mutlu… Başakşehir bu yarışa bir başka heyecan ve keyif kattı.
İşin en iyi tarafı son haftaya kadar bu zirve yarışı devam edecek gibi… Kabul ediyorum, futbolun  kalitesi tartışılabilir  ama mücadele, rekabet ve yarışın heyecanı asla tartışılmaz. Avrupa’nın hiçbir liginde olmayan bu yarışa, “sanal” senaryolarla gölge düşürmeye çalışacağımıza, şunun tadını çıkartalım. Futbol keyfi için bulunmaz bir fırsat son 5 haftada bizi bekliyor.

İyi hücum için iyi savunma şart

Galatasaray, şampiyonluğu “damardan” etkileyecek Başakşehir maçında baştan sona atak oynadı, gol aradı ve haklı bir galibiyet aldı. Galatasaray’ın bu hücum zenginliğine rağmen sanki takıma maçı kazandıran hücumcular değil, savunmacılar oldu. Bir anlamda  bu kadar hücum zenginliği olan maçta “söz savunma”nındı.
Gollerdeki iki imza, sağ bek Mariano ve stoper Serdar Aziz… Orta alanda defansif anlamda Emre ile Arda’ya nefes aldırmayan Donk… Sol savunmadan bıkıp usanmadan hücum bindirmesi yapan Nagatomo… Başakşehir’in dev adamı Adebayor’a nefes aldırmayan iki stoper Serdar Aziz ile Denayer…
Galatasaray iyi hücum için önce iyi bir savunma anlayışına ihtiyaç olduğunu Başakşehirspormaçında çok açık gösterdi.

Güneş bu işi iyi beceriyor

Babel, Ajax forması görmüş, Liverpool’da oynamış, Hollanda Milli Takımı’nda forma giymiş bir oyuncu… Bu parlak futbol kariyerinde keskin bir düşüş de yaşadı ve futbol yaşamını Arap ülkelerinde sürdürmeye başladı. Sonrası kısa bir İspanya ve ardından Beşiktaş…
Hep söylerim, bir futbolcu Şenol Güneş’in eline düşüyorsa öyle kolay geriye gitmez. İleri gider, geriye gitmez…
Nitekim Babel, Şenol Güneş’in elinde yeniden parlak günlerine dönüp uzun bir aradan sonra Hollanda Milli Takımı formasına kavuştu. Unutmayalım, son dönemlerinde fırtınalar yaşayan ve milli takımı unutan Quaresma da Şenol Hoca’nın elinde yeniden doğdu ve Portekiz Milli Takımı’nın vazgeçilmez oyuncusu oldu. Hoca bu işi iyi beceriyor.

Alışkın değiliz! 

Aykut Kocaman’ın bir yanını müthiş takdir ediyorum. “Beğeniyorum” demiyorum, takdir ediyorum. Sezon başından beri hocanın üstünde müthiş bir baskı var. Kamuoyu baskısı, özellikle kendi taraftarlarının ve camiasının baskısı, medya baskısı… Demir olsa eğilip bükülür. Hoca ne eğiliyor, ne bükülüyor… Dimdik ayakta ve kendi doğruları savunmaya, uygulamaya devam ediyor. Hoca bu baskılara itibar etse, bunlardan etkilense Valbuena on birin değişmez ismi olurdu. Son Sivas maçında üç oyuncu değişti, genç Oğuz girdi, baskılara inat Valbuena gene şans bulamadı.
Açık konuşalım, kendi doğruların için böylesine direnmek çok kolay iş değil… Türk antrenörlüğünde buna alışkın değiliz.

Panik transferlerin olumsuz etkisi

infinanceab-reclame

Puan cetvelinde geride kalan haftaları şöyle bir karıştırdım. Aykut Hoca’nın istifa ettiği 11. hafta sonunda Fenerbahçe 17 puanla 7. sırada, Galatasaray 26 puanla birinci sırada… Arada  tam 9 puan fark… Fenerbahçe’nin 11 haftada kaybettiği tam 16 puan… Sonraki 18 haftada Fenerbahçe topladığı 40 puanla, ligin en fazla puan toplayan takımı… Acaba son yılların bu  en kötü başlangıcında, çok geç kalan ve son dakikalarda yapılan “panik” transferlerinin olumsuz etkisi olabilir mi?

Cesaret lafta kaldı
Başakşehir’in hocası Abdullah Avcı, Galatasaray maçı öncesi, “Cesaretle oynamaya geldik” dedi. Başakşehir sahaya çıktı, bu sezonun en “cesaretsiz” maçını oynadı. Ünlü düşünür, “Cesaret, tehlike karşısında aklın ve zekanın kullanılmasıdır” demiş. Başakşehir, Galatasaray karşısında aklını, zekasını ve gücünü kullanamayınca Abdullah Hoca’nın  “cesaret” ifadesi lafta kaldı.

Avcı biraz daha açsaydı

Abdullah Avcı, Galatasaray maçı sonrası Aslantepe için, “Burada her türlü baskı var” dedi, sonra “Biz de saygı bekliyoruz” diye ekledi. Hocanın ne demek istediğini üç aşağı, beş yukarı anladık. Hoca madem bu kadar dertlendi, keşke “baskı-saygı” şikayetlerini biraz daha açık yansıtsaydı.

Arda’ya erteleme!
Son günlerde Arda’yı eleştirmek, Arda’yı dövmek, Arda’ya vurmak çok moda… Aslında benim de Arda’ya dair yazmak istediklerim var ama, bu modaya uymamak için yazmak istediklerimi erteliyorum.

Ey huzur, neredesin?

Trabzonspor camiasından telefonla şöyle bir tur attım, eski-yeni yöneticilerle konuştum. Trabzonlu dostlarıma, “ne haber” diye sordum. Maalesef ortak görüş şu: Trabzonspor’un rakiplerini yenmesi için önce içindeki rakiplerini yenmesi gerekiyor. Ürkütücü bir tespit bu… Üstelik çok uzun yıllardır böyle ve her geçen yıl bu sıkıntı katlanarak büyüyor. Ey huzur neredesin, Trabzonspor seni bekliyor.

Büyük takımsan...

Trabzonspor’a dair en çarpıcı tanımlamayı bizim Erman Özgür yaptı. Trabzonspor hücumcuları için, “Şampiyonluğa oynayan takımın forveti gibi” dedi, savunması için “tehlike bölgesinden çıkmaya çalışan takımın savunmasına benziyor” ifadesini kullandı.
Haklı Erman… Osmanlı karşısında 2-0 öne geçiyorsun koruyamıyorsun. Dakika 60… Yeniden iki farkı, 3-1’i yakalıyorsun, bir daha beraberliğe yakalanıyorsun. Büyük takımsan skoru korumayı da bileceksin.

Haydi başkan!

TFF eski Başkanı Mahmut Özgener, İzmirTicaret Odası Başkanı oldu. Mahmut Başkan’ın dürüstlüğüne ve becerisine hep inandım… Kumpas döneminde “suçlu” bulmak, “yaftalamak” için çok uğraştılar, ama en ufak bir defosunu bulamadılar. Başkan şimdi bizim dışımızda çok başka bir dünyada… İzmir’e çok giden, İzmir’i seven bir vatandaş olarak, İzmir’in ve İzmir iş dünyasının Mahmut Özgener ve ekibine ciddi anlamda ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Haydi Başkan, farkını fark ettir.

Niye yapmazlar?

Gençlerbirliği’nin hocası Ümit Özat, Kayserimaçında yenik oynarken, ikinci yarı ile birlikte Rahmetullah, 80. dakikada da İlker adında iki genç oyuncuyu sahaya sürdü. Üstelik kulübesinde o kadar tecrübeli futbolcu otururken… Gördük ki, Rahmetullah ile İlker, Gençlerbirliği’ne ciddi bir dinamizm getirdi. Gençlerbirliği bu kadar sıkıntılı durumdayken Ümit Özat, iki genci korkmadan, cesurca oyuna sürebiliyorsa, bunu diğer hocalarımız niye yapmazlar, niye gençlerin önünü açmazlar?

Bakarsınız Ndiaye döner

Galatasaray’ın hocası Fatih Terim, maça baskılı başlangıç için, “1996 ruhuna dönüyoruz” dedi. O günleri hatırlayanlar iyi bilirler, Galatasaray 1996-2000 yılları arasında, dört yıl üst üste şampiyon olup, ardından UEFA şampiyonluğunu yakalarken, resmen “baskın basanındır” anlayışı ile maça başlar ve genellikle ilk 30 dakikada rakibin işini bitirirdi.
O günlerin, o yılların unutulmaz bir  orta üçlüsü vardı. Suat Kaya, Okan Buruk, Emre Belözoğlu’ndan kurulu “muhteşem bücürler …” Fatih Hoca böyle bir orta saha yakalayabilirse o ambargo koyduğu yıllara geri dönebilir. Ancak bugünün Belhanda’sı, Feghouli’si ile değil…
Hocanın o anlayışı için aslında Ndiaye büyük fırsattı. O da kaçıp gitti… Gittiği Stoke City İngiltere’de düşme adayı olduğuna göre, bakarsınız yeni sezon için dönüp gelir Ndiaye… Hocanın “baskın basanındır” futbolu için büyük şans olur Ndiaye…
Böyle fikstür mü yapılır?
Ligin zirvesi gibi, ligin dibinde de müthiş bir hesap-kitap var. Fikstüre baktım, son hafta Alanya- Antalya oynuyor. O haftaya kadar ne olur bilinmez ama iki takımdan biri, özellikle Alanyaspor bu son haftaya tehlike bölgesinin içinde girerse ve kaderi bu maçın sonucuna bağlanırsa derdini nasıl anlatır?
Anasının ak sütü gibi kazansa, alın terini son damlasına kadar harcasa bile elli türlü dedikodu futbolun üstüne kabus gibi çökmez mi? Zaten çamur atmaya, öküzün altında buzağı aramaya bayılıyoruz. Bu şartlarda bir il ile ilçesi arasındaki maç için kimbilir ne hikayeler üretir, ne senaryolar yazarız. Diyeceğim o ki, ülkenin bu  “illet” alışkanlığı bilinirken, Alanya-Antalya maçı nasıl getirilip son haftaya koyulur … Böyle fikstür mü yapılır?
infinanceab-reclame

Geef een reactie

74978e3b3f6e01292b82b4c8b5fff9db
Gurmedia Haberin Merkezi - Hollanda
Tema Duzen: Antar