Bir olmak var olmaktır

Bir olmak var olmaktır

Bir olmak var olmaktır

 

Din, ırk, millet ayırmadan mazlumun yanında olacağız Geçtiğimiz ay bizler kurban bayramını kutlamaya, bayram etmeye hazırlanırken Budistlerde Müslümanları kurban etmeye hazırlanıyordu. Hep aynı zamana denk geldiğini bilmem düşündünüz mü hiç! İsrail saldırıları genelde Ramazan’da, Budistlerin Arakanlılara yaptığı zulüm ise genelde kurban bayramına denk gelir.

Çünkü her ne kadar biz bunu Budist/Müslüman çatışması gibi görünse de arka planda yine bir iç karışıklık tetikleniyor, yine Müslümanların başına oyun oynanıyor ve bu oyunu oynayanlar oyunlarını Müslümanların en hassas zamanlarında gerçekleştiriyorlar. Bir oyun ile başlayan ve zulmün siyasi yönü çok derin ve derinleştikçe farklılaşıyor. Bu sebeple bu konuya değil yardımlaşma ve oynanan oyunlar karşısındaki tutumumuza değinmek istiyorum.

Her ne kadar aksini temenni etsek de, maalesef dünya döndükçe; yer kavgaları, savaşlar, siyasi çekişmeler, sömürgeler, haksız menfaatlenenler hep olacaktır. İşin içine siyaset ve din girince de kimin haklı olduğunu bulmak çok zorlaşıyor. Çünkü herkes kendi politikasını uygularken kendini haklı görerek yapıyor! Önemli olan  bizim nerde durduğumuz, olaya nereden baktığımız olacak. Evet arka planda oyunlar oynanıyor, bir kaşıklık oluşturulmaya çalışılıyor fakat; yapılan mezalim öyle ağır ki insanı kışkırtıp o oyunun içine alması hiçte zor değil.

Çünkü bizim dinimiz hayvanı keserken bile acı çekmemesi için şartlar koşarken, onlar bu zulümlerini büyük bir zevkle haz alarak yapıyorlar. (Filistin de  bombalanan yerleri yüksek bir tepeden dürbünle izleyip, kutlama yapan Yahudileri ve ateşler içinde yanan Arakanlıları seyreden Budistleri hatırlarsınız!) Sahipsiz zannederek üsteliyorlar. Aslında dünya üstünde zulüm gören toplulukların çoğunun Müslüman olduğuna bakılırsa haksız sayılmazlar fakat unutulan bir şey var ki “sahipsizlerin sahibi Allah’tır ve onun gücü her şeye yeter” Ayrıca eleştiri yapacak olursak bu mesele genel olarak sahipsizlik olarak değilde; arka planı görmeme, stratejik planlar yapamama gibi eksikliklerden de kaynaklanıyor. Uyanık olmayı, ileriyi görmeyi beceremiyoruz. Peygamber Efendimiz: “ (akıllı ve olgun) Müslüman bir delikten iki defa ısırılmaz” diyerek açık gözlü olmamızı ve dikkatli davranmamız gerektiği konusunda her zamanki gibi bize yol göstermiştir. Aslında en mühim eksiklik ise dava sahibi olmayışımız! Toplumsal olarak varmamız gereken bir hedefimiz yok maalesef! Koca kainatı tek kişilik yaşıyoruz. Peki bu mevcut durumda ne yapmalıyız, nasıl davranmalıyız? Bize düşen karınca misali safını belli etme, nerde durduğuna dikkat etmektir! Bunun için bireysel olarak bilinçlenmeli, birlik olma gayretini, kardeşlik bilincini diğer milletlerinde yaptığı gibi çocuklarımıza ta çocukluktan aşılamalıyız. Siyasi ve etnik yönü her ne olursa olsun gönlümüz her zaman mazlumdan yana olmalı. Tabiki sadece bireylerden değil, daha kısa vadede sonuç alabilmek adına islam ülkelerinden beklentimiz var! Bu konuda her ne kadar emperyalizme, kapitalizme ne denli bağlı olduklarını görsekte, umudumuz yine onlardan yana! Geçenlerde Cumhurbaşkanı ülkemiz adına çok güzel bir açıklama yaptı: Gelişmiş ülkelere yardım konusunda ABD birinci, Türkiye ikinci.

Fakat milli gelire oranlar bakınca ABD ile bizim ki aynı mı? Milli gelire bakınca Türkiye birinci, ABD ikinci. Veren el, alan elden hayırlıdır.” Diyerek Türkiye’nin islam ülkelerine liderlik yapacağı ve şaha kalkışın Türk milletinin elinde olduğunun sinyalini vererek onurlandırdı. Yaşadıkları yerde vatandaş bile kabul edilmeyen Arakanlılara (Rohinga) Diğer islam ülkelerinin sahip çıkmaması, Filistin’e Mısır’ın kapılarının kapanması, bizim gibi geçmişten günümüze her mazlumun yanında yer alan, Suriyelilere kapısını sonuna kadar açıp kol kanat geren, bağrında yer veren Türk milleti için çok ağır ve kabul edilmeyecek bir durumdur.

20171017_205112

Geçen gün yine Cumhurbaşkanı’nın açıklaması; Bangladeş’e sığınan mültecilerin masraflarını karşılama teklifi, bizim gönlümüzün yüceliğini, nereden nereye geldiğimizi, kardeşlikte sınır tanımadığımızı gösteriyor. Yani sadece kendi sınırımızda bize sığınan değil; başka bir ülkenin sınır kapılarına dayanan mazlumunda umudu olması,  kardeşinin derdiyle dertlenen bir millet olmak Müslümanların yüreklerini serinletiyor. Ve sınırların ülkelerin etrafında değil; insanlığında merhametinde olduğunu gösteriyor. Dünyada zalimlerin sonlarına bakınca çok büyük beklentilere girmemek lazım! Nasıl ki Nemrut’un laneti bir sineğin kanatlarının çarpmasıyla son buldu.

Nasıl ki Firavunun zulmü sulara gömüldüyse… Nasıl ki Ebabiller koca Filleri yendiyse, Filistinli kardeşlerimizin bir Ebabiller gibi tanklara attıkları taşların, Arakanlı kardeşlerimizin  gözyaşlarının, Suriyeli mazlumların ahlarının bu zulme sessiz sedasız son vereceğine inanıyorum. Bizlerden zaman; hem dinimiz, hem tarihimiz, hem atalarımızdan aldığımız terbiye ile; din, ırk, millet ayırmadan mazlumun yanında olacağız. Bu sebeple yapılan, bizlere gösterilen ne olursa olsun onun siyasi tarafını bir tarafa bırakıp, insanlık vazifesi noktasında buluşacağız. Öyle temenni ediyorum ki sahipsizlerin sahibi olan Allah, Osmanlı’nın bağrından çıkan ve islamla bütünleşen Türk milletini; günümüz Nemrut’larının beynine giden sineğe yol gösterici kılacak! Firavunu boğan denizin suyuna bir köprü kurduracak! Ebabiller ile beraber zalimi tuz buz ettirecek, bu zulme son verdirecek…

Sevgiyle kalın…

Emine Tugay Dursun

Geef een reactie

74978e3b3f6e01292b82b4c8b5fff9db
Gurmedia Haberin Merkezi - Hollanda
Tema Duzen: Antar